| Statükoyu normalleştirme ve değiştirme |
|
|
|
| Thursday, 03 September 2009 | |
|
Statükoyu normalleştirme ve değiştirmeTodays Zaman, 15.09.2009 Dünkü uluslararası medyada Türkiye’nin yıllardır süren meselelerini akılları karıştıracak bir biçimdeki hızla ilgilenmesi ile zihinleri allak bullak etmesi yer alıyordu. Dün gece Al Jazeera’nin prime-time haberlerini izlerken, Türkiye’nin iki önemli bölgesel mesele konusunda aynı anda battığını fark etmemek imkansız. Bir tarafta Türkiye terörizmi bitirmeyi ve Kürtlerin mağduriyet ve endişelerini tanımlamayı amaçlayan “Demokratik Açılım” ile Türkiye ilerliyor, öte yandan Ermenistan ile ilişkilerimizi normalleştirmeye yönelik protokol açıklıyoruz. Bazı yabancı dostlarımız kafalarını sallıyor, bir kısmı güvensiz, bir kısmı ilgiyle, diğer kısmı ise rahatsız olarak. Açıklanan Protokol birçok anlama geliyor: Öncelikle Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirme isteğini doğruluyor. Devletin en üst makamı süreçte siyasi iradenin olduğunu onayladı. Şuandan itibaren her ne olacaksa, bu protokol her iki ülkenin de diplomatik ilişkiler başlatmaktaki ve birbirleriyle ciddi olarak ilgilenecekleri niyetini açıkça ortaya koyuyor. Buna rağmen önümüzdeki yol tehlikelerle dolu. Protokolde belirtilmemiş olsa da, Dağlık-Karabağ ihtilafı normalleştirme sürecine gölge düşürüyor. Protokoller iki ülkenin “tüm bölgenin barış, güvenlik ve istikrarının önemini,... anlaşmazlıkların barışçıl çözümlenmesini göz önünde bulunduruyor...” Protokol ayrıca iki ülkenin karşılıklı olarak mevcut sınırlarını tanıdığını onaylıyor. Biz her zaman anlaşmazlığın çözümü sürecinin ve normalleştirme çabalarının karşılıklı olarak beslediğini söyledik. Ancak bu durum, ulaşılan noktanın odak noktası haline gelmemelidir. Bunun yerine odak noktası Türkiye ile Ermenistan’ın Güney Kafkasya’daki statükoyu değiştirmeye çalışmaları olmalıdır. Her iki taraf da statükonun sürdürülebilir olmadığını teyit etmiştir. Bu iki protokol ile Erivan ve Ankara statükoyu değiştirme sinyallerini vermiştir. Şuan girdiğimiz süreç, her iki ülkede de protokole karşı görüşlerinin yükseleceği ve bu eleştirilere dimdik durulması gereken bir süreç. İki ülkenin parlamentosunda onaylanması isteği, liderlerin tartışmayı genişlettiği ve parlamenter onayın alınarak meşrulaştırılmaya çalışılmasını göstermektedir. Bu sağlıklı bir süreç olmalıdır, ancak aynı zamanda iki ülkenin hükümetlerinin omzuna büyük yükler koymaktadır, özellikle halkla iletişim konusunda. Eğer önümüzdeki haftalarda Dağlık-Karabağ konusunda olumlu gelişmeler olursa, Güney Kafkasya için çok olumlu bir sürece gireceğiz. Eğer Dağlık-Karabağ’da hiçbir gelişme olmazsa, durumu değerlendirerek bir karar vermek Türk Hükümetine kalacaktır. Bu adımların nasıl atılacağına bakılmaksızın, Türkiye komşusu ile bu sorunun çözümüne yönelik isteğini açıkça ortaya koymuştur. 2004 yılında Kıbrıslıları BM referandumunun lehine oy kullanmaya ikna ettiğinde de aynı niyeti ortaya koymuştu, şimdi de aynısını yapıyor. Üç cephede Türkiye statükoyu değiştirmek için çabalıyor: Kıbrıs, Ermenistan ve Kürt Meselesi. Hiç şüphesiz her biri çok ciddi ve zorlu meseleler, ancak Ankara insiyatifi ele alarak statükoyu değiştirmekte kararlı. Türkiye 2007 ve 2008 yıllarında karşılaştığı yerel güçlüklerden sonra bir reform yanlısı sürece girmiştir. Dış politika alanında saldırgan gündemi itmeye niyetliyiz. Bu günler, dostlarımız ve müttefiklerimizden destek beklediğimiz dönemlerdir.
Suat KINIKLIOĞLU |
| < Prev | Next > |
|---|










AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat KINIKLIOĞLU Todays Zaman gazetesinde yayımlanan Türkiye-Ermenistan arasında imzalanan protokollere ilişkin “Statükoyu normalleştirme ve değiştirme” başlıklı köşe yazısında Ankara’nın insiyatifi ele alarak statükoyu değiştirmekte kararlı olduğunu vurguladı.
