Kiniklioglu Twitter    
Ak Party
ActiveDuties
  • AK Party Central Executive Committee Member
  • AK Party Deputy Chairman of External Affairs
  • Member of the Foreign Affairs Committee
  • Chairman of the Turkish-American Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Member of the Executive Board of the Turkish-British Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Secretary General of the Turkish-Dutch Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Member of the Auditing Board of the Turkish-German Inter-Parliamentary Friendship Group
  •  


Suat KINIKLIOGLU
Turkish Grand National Assembly
Tel: +90 312 420 5840
Fax: +90 312 420 6961

KINIKLIOĞLU: "Türkiye'nin AB üyeliği, 21. yüzyılın en önemli olaylarından biri olmaya aday" PDF Print E-mail
Monday, 31 August 2009

ImageAK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat KINIKLIOĞLU, Türkiye’nin AB üyelik sürecini Aksiyon Dergisi’ne değerlendirdi. AB içerisindeki liderlik eksikliği sürdükçe engellerin aşılmasının pek muhtemel olmadığına işaret eden KINIKLIOĞLU, AB ülkelerinin kendi yurttaşlarının gözünün içine bakıp, Türkiye konusundaki gerçekleri anlatma cesaretine sahip liderler hak ettiğini belirtti.

KINIKLIOĞLU, Türkiye-AB ilişkilerinin gelişimine ilişkin Kriter Dergisi’nin sorularını yanıtladı.

Kriter: Sizin, AK Parti Dışilişkiler Başkan Yardımcılığı, Meclis Dışişleri Komisyon Sözcülüğü, STRATİM Direktörlüğü, köşe yazarlığı gibi çok sayıda şapkanız var. Ama biz bugün, AB ve iletişim konuları üzerinde durmak istiyoruz. Türkiye-AB ilişkilerinin gelişimini frenleyen bir çok siyasi engel olduğu malum. Sizce bunlar arasında aşılması en zor olan hangisi?

S. Kınıklıoğlu: Bana göre Türkiye-AB ilişkilerini frenleyen en önemli engellerden birisi iki entite arasındaki "ritm uyuşmazlığıdır". Türkiye ve AB ritmleri birbiri ile tamamen farklı şekilde atan, farklı kaynaklardan beslenen ve kendi bireysel gelişmelerinin farklı aşamalarında olan 2 entite olduğu için aynı dalga boyunda olmaları neredeyse imkansız gibi. Türkiye kendi kabuğuna sığmayan, son yıllarda ciddi bir özgüven artışına sahip olan, bölgesi ve çevresinde etkisi ve nüfuzu artan bir aktör iken AB bunun tam tersi bir seyir izliyor. Türkiye büyüyüp gelişirken tabularını bir bir ele alan, onlarla yüzleşen bir proaktivizm gösterirken AB korkularından ve endişelerinden giderek artan oranda içine kapanan ve daha kırılgan bir aktör grafiği çiziyor.

ImageBen bu ritm uyuşmazlığına hep bir talihsizlik olarak bakmışımdır. Tam üyelik sürecimizin zamanlamasını hep büyük br handikap olarak görmüşümdür ama zamanlama meselesi biz Türklerin seçme lüksüne sahip olduğu bir konu değildi ve biz bu gerçeklikle baş etmeyi öğrendik ve bununla yaşamaya alıştık bile diyebilirim. Bahsettiğim ritm uyuşmazlığı yapısal bir mesele olduğu için şu an itibarı ile çözülmesi çok zor gözüküyor. Özellikle AB ülkeleri ekonomik olarak büyümeyi beceremedikleri, göç ve entegrasyonla başa çıkmayı başaramadıkça ve halen devam eden Avrupalılık kimlik inşa süreci bu denli belirsizliklerle ve özgüvensizliklerle bezenmeye devam ettikçe durum pek de içaçıcı gözükmüyor.  

Kriter: Türkiye’nin, özellikle bazı AB ülkelerinden kaynaklanan siyasi engelleri aşmak için, yeni ve farklı bir politika geliştirmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

S. Kınıklıoğlu: Esasında şimdi tam üye olan ülkelerin katılım müzakere süreçlerini incelerseniz hepsinin belirli dalgalanmalara maruz kaldıklarını görürsünüz. Bu bence çok doğal. Sonuçta ortada müzakereden çok bir ülkenin AB müktesebatına uyum sürecinden bahsediyoruz. Bana göre Türkiye olarak izlediğimiz siyasetin ruhu ve temeli doğru. Biz her şeyden önce AB’ye tam üye olmanın öncelikli bir dış politika hedefi olduğunu söylüyoruz ve buna da inanıyoruz. Ne var ki, dans etmek için iki kişiye ihtiyaç var. Karşı taraf dans etmek istemiyorsa, çok naz yapıyorsa ve iki de bir bu dansı bitirmenin yollarını aradığını size belli ediyorsa karşılıklı uyum ve işbirliğinden bahsetmek oldukça zorlaşmaktadır. Anadolu’da bir laf vardır: “Fazla naz aşık usandırır” diye.

Top büyük oranda AB ülkelerinin bahçesinde

AB ülkelerinden kaynaklanan siyasi engeller adı üzerinde siyasidir ve katılım müzakerelerinin teknik boyutları ile karşılaştırılması pek de doğru değildir. Güney Kıbrıs meselesine bakalım. Tamamen siyasi bir konu. Şu an AB’nin en büyük iki devleti BM şemsiyesi altında devam eden Kıbrıs müzakerelerinin gidişatından oldukça memnun gözükmektedir. İkisi de Güney Kıbrıs Rum Kesimine AB tarafından bir telkinde bulunulmasına karşılar. Biz bu tavrı oldukça manidar buluyoruz. Bu tavrın üzerinde mutabık kaldığımız müzakere çerçeve belgesinin ruhuyla bağdaşmadığını düşünüyoruz. AB içerisindeki siyasi engellerin aşılabilmesi için tabii ki bizim de yapabileceklerimiz var ama, top büyük oranda AB ülkelerinin bahçesindedir. AB içerisindeki liderlik eksikliği sürdükçe aşılması da pek muhtemel değil.

AB ülkeleri kendi yurttaşlarının gözünün içine bakıp Türkiye konusundaki gerçekleri anlatma cesaretine sahip liderler hak etmektedirler. Türkiye Orta Doğu’daki ve genel olarak yakın çevresindeki etkinliğiyle, enerji siyaseti ile her fırsatta AB’ye tam üye olan bir Türkiye’nin ne kadar önemli katkı sağlayabileceğini göstermektedir. Bizim siyasetimiz bu açıdan tam üyelik meselesine dolaylı olarak yaklaşmakta AB ülkelerini bu meseleyi tekrar düşünmeye zorlamaktadır. Bakın Alman Hıristiyan Birlik Partisine. Türkiye konusundaki duruşlarının Almanya’ya ve AB’ye zarar vermeye başladığını görmekteler ve Türkiye siyasetlerini yeniden formüle etmenin hazırlığı içerisindeler. Alman Liberalleri de muhtemelen sonbaharda yapılacak seçimden sonra iktidar ortağı olma olasılıkları yüksek ve Türkiye konusunda daha taze ve istekli bir yaklaşım sergiliyorlar.

Siyasetin yüzde doksanı, öpüşüp koklaşmaktan geçer

ImageKriter: Siz aynı zamanda çeşitli Avrupa ülkelerinin parlamentoları ile TBMM arasındaki dostluk gruplarında aktif görev yapıyorsunuz. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yapılıyor?

S. Kınıklıoğlu: Hem AK Parti Dış İlişkiler Başkanlığında hem TBMM Dışişleri Komisyonu’nda hem de Türk-İngiliz Dostluk Grubunda Türkiye’nin AB sürecine mütevazi katkı sağlamaya çalışıyorum. Avrupalıların Türkiye’yi doğru okumalarına ve olup biteni olduğu gibi teşhis etmelerine yardımcı olmaya gayret ediyorum. Türkiye Avrupalılar için her zaman kolay analiz edilebilecek bir ülke değil. Satır aralarını, haberlerin arka planını ve Türkiye’deki siyasi aktörlerin AB konusundaki duruşlarını izah etmemiz ve sürekli irtabatta olmamız gerekmekte. Türkiye’deki değişimler, reformlar ve birçok konuda atılan cesur adımların lisan-ı münasiple AB’li dostlarımıza anlatılmasının gereğine inanıyorum ve bu işle bilfiil uğraşıyorum. AB ülkelerinde sivil toplum örgütleriyle, düşünce kuruluşları ve kanaat önderleri ile biraraya geliyoruz. Gündem ve konulara göre doğru iletişimin sağlanması için gerekli girişimlerde bulunuyoruz. Bunun yanında ülkemize gelen Avrupalıların tam ve doğru bilgileri almalarına katkı sağlıyor, Türkiye’deki çeşitliliği ve zenginliği görmelerine vesile oluyoruz. Herşeyden önemlisi Türkiye’deki değişim isteğini anlatmaya çalışıyoruz. Türkiye’deki değişim sürecinin artık kendi dinamiği olduğunu ve bunun Türkiye-AB ilişkileri açısından umut verici olduğunu her vesile ile aktarıyoruz.

Memnuniyetle ifade etmek isterim ki AB sürecine inanan, bu sürecin Türkiye için iyi olduğunu bilen ve anlayan çok sayıda milletvekili mevcut. Partilerüstü bir yaklaşımla AB sürecinin daha uyumlu bir şekilde yürümesi için parlamenter diplomasi yapıyoruz. AB ülkeleri nezdindeki kontakt ağımızı genişletiyor, dostluklar kuruyor, Türkiye’yi Avrupa içerisindeki tartışmanın bir parçası haline getirmeye uğraşıyoruz. Ben hep siyasetin yüzde doksanı öpüşmekten ve koklaşmaktan geçer derim. AB’li muadillerimizle olan temaslarımızda da hep parlamento ayağının Türkiye-AB ilişkilerindeki önemine vurgu yapıyoruz.

Türkiye’de devlet aygıtının işleyiş şekli ve yetki karmaşası, sağlıklı bir iletişim stratejisinin uygulanmasına fırsat vermiyor.

Kriter: Türkiye, AB konusunda bir türlü uzun vadeli ve çok boyutlu bir iletişim stratejisi geliştiremedi. Gerek Türkiye kamuoyunun AB’ye, gerek AB’nin Türkiye’ye yönelik ön yargılarında sizce bu eksikliğin payı ne kadar?

S. Kınıklıoğlu: Türkiye’de devlet aygıtının işleyiş şekli ve bu konuda devlet ve hükümet içerisindeki farklı bakış açıları bu konuya halen istediğimiz derecede bir iletişim stratejisinin uygulanmasına fırsat vermiyor. Bir kere yıllarca bu konudaki yetki karmaşası ile uğraşıldı. Bazı kurumlar bu konulardaki yetkilerini devretmek istemediler fakat aynı zamanda da hiç bir şey de yapmadılar. Neyse ki, son 1 yıldır Türkiye’de yeni bir Kamu Diplomasisi ve Enformasyon Ajansının kurulması yönünde hükümetin bir çalışması var. Aynı zamanda ABGS de yeni yapılanması ile bu konuya eğilme imkanı bulacaktır. Benim de başında olduğum Stratejik İletişim Merkezi (STRATİM) de bu konuya mütevazi katkı sağlıyor. Bu vesile ile geçmişte ABİG’in yaptığı yararlı çalışmaları anmazsak eğer vefasızlık yapmış oluruz. ABİG bu alanda bir çığır açmıştır ve şimdi birkaç yıllık aradan sonra Türkiye tekrar iletişim konusuna eğilmeye karar vermiştir. Biz STRATİM olarak Ekim ayında Orta Doğu konusunda bir İstanbul Forumu düzenliyoruz. Buradaki ana amaç, Avrupalı dostlarımızın Türkiye’nin ev sahipliğinde bu konunun İstanbul’da tartışılması ve Türkiye’nin bu alanda AB’ye sağlayacağı katma değeri bir kez daha hatırlamasıdır.  

Türkiye’nin AB macerasındaki algılama problemi küçümsenmemeli

Türkiye’de AB’ye ve AB’de Türkiye’ye yönelik önyargıların temelinde birçok gerçekliğin yatması kadar birçok efsane ve eksik bilgi de rol alıyor. Bazen Türkiye hakkında düpedüz cehaletle karşılaşmak beni üzüyor. Türkiye’nin AB macerasındaki algılama problemi küçümsenmemelidir. AB ülkelerindeki göç ve entegrasyon sorunlarının Türkiye’nin algılanış biçimine olan katkısını iyi ölçebilmek çok önemlidir. Ne yazık ki, birçok AB ülkesinde Türkiye’nin tam üyelik meselesi doğrudan o ülkelerdeki vatandaşlarımızın entegrasyon problemleri lensinden tartışılmaktadır. Bunun getirdiği ekstra yük ve handikaplar düşündürücü boyuttadır. Fakat şunu da unutmamak gerekir. Tarih boyunca karşıtlık ilişkisi içerisinde olan Avrupa ve Türkiye’nin modern ilişkilerinin anılan tarihsel mirastan tamamen kopuk olarak irdelenmesi mümkün değildir. Birçok AB ülkesindeki mevcut kültürel algılamalar mevcut göç/entegrasyon sorunuyla birleşince Türkiye-AB ilişkilerinde sorunlu alanlar ortaya çıkabilmektedir. Bir de bunun üzerine 11 Eylül sonrası terör ve güvenlik odaklı algılama biçimlerini ekleyin, alın size oldukça karmaşık bir durum. Bununla birlikte şu unutulmamalıdır: kamuoyu algılamalarının şekillenmesinde kanaat önderleri, liderler, aydın ve seçkinler önemli rol oynamaktadır. Doğru bir iletişim stratejisi bu unsurlar üzerinden kamuoyuna ve karar verme süreçlerine etki etmeyi hedeflemelidir. Bunu başarmak mümkündür. Sadece A Milli Futbol Takımımızın 2008 Avrupa Futbol Şampiyonasındaki başarılarını hatırlayın ve bir sportif olayın nasıl da algılamalara olumlu etki sağladığını unutmayın.

Kriter: ABGS’nin yeni kanunu ile, Genel Sekreterlik bünyesinde ilk kez bir iletişim başkanlığı kuruldu. Sizce nasıl bir strateji uygulamalı bu birim?

S. Kınıklıoğlu: ABGS’nin böyle bir birime sahip olması Türkiye için umut verici. Umarım bu kapasite doğru kullanılır ve özellikle sivil toplum örgütleri ve düşünce kuruluşları vasıtası ile iyi tasarlanmış bir iletişim strateijisi uygulanır. İletişimin en önemli ayaklarından biri stratejinizin bütüncül olması yani bölük-pörçük işlerden çok kapsamlı bir ülke stratejisi geliştirmeniz. ABGS sadece bu stratejinin ne olması gerektiğini ortaya koyabilirse bile büyük katkı sağlamış olur. Stratejiyi geliştirenle tatbik eden aynı kurum olmak zorunda değil – belki de tercihen olmamalıdır. ABGS’yi yakından izleyeceğiz ve bu konudaki adımlarını destekleyeceğiz.

Gerçek kadar güçlü etki yaratan bir iletişim aracı yoktur

Kriter: Siz, Stratejik İletişim Merkezi’ni, Türkiye’nin dış ileşitim alanındaki boşluğun doldurulmasına katkıda bulunmak için kurdunuz. Neler yapıyorsunuz STRATİM bünyesinde?

ImageS. Kınıklıoğlu: STRATİM oldukça yeni bir yapılanma. Sayın Başbakanımızın desteği ile kurulmuş olan ve bu konuda özellikle AB içerisindeki düşünce kuruluşları camiasını hedefleyen bir yapı. Hedef kitlemiz AB içerisindeki dış politika eliti ve AB ülkelerindeki Türkiye tartışmasını etkileyen kişiler. Ekim ayındaki İstanbul Forumu’ndan sonra ilk hedefimiz bir TV kampanyası başlatmak. AB’nin sadece Sarkozylerden ve Merkellerden ibaret olmadığını halkımıza göstermek istiyoruz ve bunun için AB ülkelerinden 50 kadar kişi ile TV mülakatları yapıp onlara tek bir cümle söyleteceğiz: “Ben …… Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğini destekliyorum” dedirteceğiz. Az ve öz ama etkili olmasını umduğumuz bu mesajların Türk izleyicisine daha kolay ulaşmasını sağlamak için bu cümleyi Türkçe söylemelerini sağlayacağız. Türkiye’deki AB tartışması çok kirlenmiş bir tartışma. Bu tartışmanın içindeki istenmeyen unsurlara odaklanmak yerine daha objektif bir yörüngeye oturtmak istiyoruz bu toplumsal konuyu. Kolay değil ama Türkiye-AB ilişkileri ile uğraşan kişiler olarak bunu baştan kabul ettik. Türkiye ne Malta ne de Slovakya. Türkiye büyük ve ağırlıklı bir aktör olarak AB’nin kapısını çalmıştır. Türkiye’nin AB sürecine benzer tek gelişme bana göre İngiltere’nin tam üye olmasıdır. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği 21. yüzyılın en önemli olaylarından birisi olmaya aday. Bununla ilgili tartışmanın zorlu olması bazı iniş-çıkışların olması gayet doğaldır. STRATİM bunun yanında Avrupa’da Türkiye konusundaki bilinç ve bilginin arttırılmasına yönelik sivil toplum kuruluşlarına, kişilere ve kurumlara destek olmaktadır. Stratejik iletişimimize katkı sağlayacağına inandığımız projelere maddi destek sağlıyoruz. 

Türkiye’nin ülke olarak iletişimi sadece AB endeksli bir iş değildir. Dünya’da birçok ülke stratejik iletişimlerini sürekli olarak devam ettirmektedir. Bununla ilgili endeksler ve oldukça bilimsel çalışmalar var. Ülkelerin algılanma biçimleri ve bunların sebepleri hakkında. Ne var ki, iletişime bu kadar vurgu yaparken bir şeyin altını çizmek gerek. Bir ülkenin iletişimi o ülkede olup bitenlerle yani gerçeklerle uyumlu olmalıdır. Gerçek kadar güçlü etki yaratan bir iletişim aracı yoktur. Türkiye bu günlerde demokratik bir açılımı tartışmaktadır. Türkiye bu yolla toplumsal bir yaraya merhem olabilmenin yollarını ve araçlarını tartışmaktadır. Bu süreç başarı ile tamamlanır, Türkiye terör olgusuna son verebilirse bunun iletişimini doğru ve zamanında yapmak gereklidir. Fakat bunun en etkili iletişim sonucu ise alanda yaratılan olumlu etkidir – toplumsal barıştır ve bunun Türkiye’ye sağlayacağı katkıdır. Türkiye reform yaptıkça, değişimi sürükledikçe, daha sivil, daha saydam ve katılımcı bir demokrasi inşa etmeye devam ettikçe bunun AB ülkeleri nezdinde iletişiminin yapılması ve bu olumlu gelişmelerin kayda geçmesi önemlidir. STRATİM işte tam da buralarda etkili olacaktır. Financial Times veya International Herald Tribune gibi yayın organlarında yer alacak iyi yazılmış makaleler, AB ülkelerindeki karar verme merkezlerini etkilemektedir. STRATİM bu işleri sessizce fakat etkili bir şekilde yapmayı görev edinmiştir.

Kriter: Türkiye’nin AB sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasını hiç düşünüyor musunuz? Eğer tam üye olamazsak Türkiye nereye döner?

AB üyeliği birinci dış politika hedefimizdir. Bundan asla sapma yoktur.

S. Kınıklıoğlu: Herşeyden önce tam üyelik birinci dış politika hedefimizdir. Bundan asla bir sapma yoktur. En zorlu zamanlarda bile hükümet olarak tam üyelik hedefinden bir sapma olmamıştır. Ne var ki, Türkiye tam üyelik hedefine doğru mesafe alırken komşuluk alanını ve Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Karadeniz gibi önemli bölgeleri de ihmal edemez. İzlediğimiz dış siyaset Türkiye’yi bu bölgelerin merkezinde “oyun kurucu ülke” olarak görmektedir. Ritmik olarak bu bölgelerdeki ilişkilerimizi bir ağ gibi örmeye devam etmekteyiz. Bu bölgelerde etkin olabilmemizin nedenlerinden bir tanesi de AB çıpamızdır. Bir Gürcü, bir Iraklı bir Lübnanlı için Türkiye bir ayağı AB içerisinde olan güçlü bir bölge devidir. AB ile tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olarak aynı zamanda G-20 üyesi ve BMGK üyesi bir ülkeyiz. Ben Türkiye’nin AB’ye tam üye olacağına yürekten inanıyorum. Bu hem Türkiye’nin çıkarına hem de Birliğin çıkarına olduğu için böyle olacaktır. Türkiye’nin komşuluk alanlarında sorunlarını çözmüş olması, komşularıyla iyi ilişkileri içerisinde olması AB’nin de arzu ettiği bir husustur. Buradan hareketle Türkiye’nin izlediği dış siyasetin AB’ye tam üyelik hedefini tamamlayıcı nitelikte olduğunu düşünüyorum. AB’ye alternatif olduğunu savunanlar yanılmaktadır. Ayrıca bu çok da doğal karşılanması bir süreç. Ne de olsa, Türkiye yakın çevresine ilk kez girmemektedir. Aksine eskiden zaten var olduğu, asırlarca hüküm sürdüğü bölgelere yeniden dönmektedir. Bunda herhangi bir olumsuzluk aramanın yersiz olduğu kanaatindeyim. Türkiye Soğuk Savaş denen o anormalliğin yanlışlarını düzeltmektedir o kadar.

Beni endişelendiren tek şey AB’nin içerisine düştüğü kimlik bunalımı ve bunun getirdiği özgüven eksikliğidir. Avrupalı dostlarımız zaman zaman dünyanın küçüldüğünü ve Soğuk Savaş sonrası dünya düzeninde önemli yapısal değişiklikler olduğunu idrak edememişler gibi. Umarım bu içe dönük ve kırılgan Avrupalılıktan sıyrılırlar. Çünkü biz parçası olmak istediğimiz AB’nin güçlü ve kendine güvenen bir entite olmasını arzu etmekteyiz. Biz o Avrupaya katkı sağlar ve dünya sahnesinde meşru ve güçlü bir aktör olarak varlığını sürdürmesini isteriz. AB ile ilişkimiz bazen bir aşk-nefret ilişkisine benzemektedir ama temelde iki tarafı da bu ilişkiyi daha da derinleştirmeye iten somut siyasal ve ekonomik çıkarlardır. Bu çıkarlar yerini muhafaza ettikçe Türkiye’nin AB yolculuğu devam edecektir. Ben kendimi Türk, Müslüman ve Avrupalı olarak tanımlıyorum. Ben bu üç kimlikle de barışık bir haldeyim. Ama biz Türkler Avrupalı olduğumuz kadar da Balkanlıyız, Karadenizliyiz, Kafkasyalıyız, Orta Doğuluyuz ve Doğu Akdenizliyiz. Yani birden fazla kimliği içimizde barındırıyoruz. Sanırım bizi biz yapan ve bizi Avrupa’nın önemli köşe taşlarından biri yapacak olan da bu çeşitlilik ve zenginliktir. Bu çeşitlilik ve zenginliğin getirdiği dinamizm ve daha iyi bir yaşam arzulama isteğidir.      

 
< Prev   Next >

Latest News from Today's Zaman

Should you wish to send me a message.
Please click here...


News from the Parliament