Kiniklioglu Twitter    
Ak Party
ActiveDuties
  • AK Party Central Executive Committee Member
  • AK Party Deputy Chairman of External Affairs
  • Member of the Foreign Affairs Committee
  • Chairman of the Turkish-American Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Member of the Executive Board of the Turkish-British Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Secretary General of the Turkish-Dutch Inter-Parliamentary Friendship Group
  • Member of the Auditing Board of the Turkish-German Inter-Parliamentary Friendship Group
  •  


Suat KINIKLIOGLU
Turkish Grand National Assembly
Tel: +90 312 420 5840
Fax: +90 312 420 6961

Click on the slide!

KINIKLIOĞLU Illinois Eyalet Meclisi Milletvekillerini TBMM'de kabul etti

ABD Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat KINIKLIOĞLU, ABD’nin Illinois E...

Click on the slide!

KINIKLIOĞLU Senatör John Kerry ile bir araya geldi

AK Parti Çankırı Milletvekili, ABD Dostluk Grubu Başkanı Suat KINIKLIOĞLU, ABD Senatosu Dış İlişkiler K...

Click on the slide!

Brüksel Forumu

2006 yılından bu yana German Marshall Fund isimli düşünce kuruluşu tarafından düzenlenen Br&uum...

Click on the slide!

KINIKLIOĞLU'ndan KKTC'ye tam destek vurgusu

AK Parti MKYK Üyesi, Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı, Çankırı Milletvekili Suat KINIKLIOĞLU siyasi...

Click on the slide!

KINIKLIOĞLU, AK Parti MKYK Üyeliğine seçildi

AK Parti Çankırı Milletvekili, Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat KINIKLIOĞLU AK Parti Merkez Karar Y...

Frontpage Slideshow (version 2.0.0) - Copyright © 2006-2008 by JoomlaWorks
Almanya, Türkiye'yi daha doğru okumalıdır PDF Print E-mail
Written by ZAMAN_Oktay YAMAN   
Wednesday, 10 February 2010

ImageAK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı  Suat Kınıklıoğlu Türk-Alman-AB ilişkileri hakkında Avrupa ZAMAN'a çarpıcı açıklamalarda bulundu.

"Avrupalıların kafalarındaki önyargıların, Türkiye'yi zihinlerinde oturttukları yerin gerçeklerle bağdaşır bir tarafı kalmadı artık. Zihinlerindeki vites değişikliğini yapamadıkları sürece Türkiye'yle iyi ilişkiler kuramıyorlar. Türkiye zaten bunu kabul etmiyor artık" şeklinde konuşan Kınıklıoğlu, Türk-Alman ilişkilerinin ise ikili seviyeden ayrı olarak Türkiye-AB ilişkilerinin de çok önemli bir parçası olduğunun altını çizdi.

Alman hükümetinin liberal ortağı Hür Demokrat Parti (FDP) Başkanı ve Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle'nin Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili koalisyon açıklamasındaki tutumunun ve Türkiye'deki ifadelerinin "çok olumlu" olduğunu hatırlatan Kınıklıoğlu ayrıca şunları dile getirdi: "Avrupalıların sadece AB etkisiyle Türkiye'de reform olur algılaması yanlış.Türkiye ile ilgili zihinsel vitesdeğişikliğiyapıl-masıgerektiğidebelkibu.ArtıkTürkiyeeskiTürkiye değil farklı bir Türkiye. Dolayısıyla Türk-Alman ilişkileri bizim açımızdan ikili seviyeden ayrı olarak Türk-AB ilişkilerinin de çok önemli bir parçası."

Türk-Alman ikili ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Son yıllarda bir duraklama döneminin yaşandığı yönündeki görüşlere katılıyor musunuz? Başbakan Tayyip Erdoğan en son 2008 yılında Almanya'ya geldi, Alman Başbakan Angela Merkel'in Türkiye'ye yaptığı resmi ziyaret ise 2006 yılındaydı. Bu durum neyi gösteriyor?

Biz komşuluk ilişkilerine önem veren bir ülkeyiz. Fakat özellikle Almanya ve Fransa'dan Türkiye'nin AB üyeliği sürecimiz ile ilgili çatlak seslerin Türk siyasetinde etki yaratmadığını söylemek yanlış olur. Biz prensip olarak AB üyeliğini halen stratejik bir hedef olarak görüyoruz. Ama, Avrupa'nın içindeki durumun Türkiye lehine geliştiğini söylemek mümkün değil. Tabi ki şunu da hatırlatmak gerekiyor. Almanya'da federal seçimler de oldu. Biz son bir yıl içinde bu seçim sonuçlarının belli olup yeni hükümetin göreve gelmesini de bekliyorduk. Bizim Almanya'dan beklentimiz Sayın Merkel'in Türkiye'ye gelmesi veya Sayın Başbakanımızın Almanya'ya ziyaretinin olması. Ayrıca, Alman hükümetinin liberal ortağı Hür Demokrat Parti (FDP) Başkanı ve Dışişleri Bakanı Sayın Guido Westerwelle'nin (Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili) koalisyon açıklamasındaki tutumu ve Türkiye'deki söyledikleri bizim açımızdan çok olumluydu. Fakat Almanya içindeki tartışma henüz bitmedi.

Türk Dış politikasındaki değişim Almanya tarafından yeterince anlaşılıyor mu sizce?

Avrupalıların halen Türkiye'yle ilgili kafalarındaki zihinsel vites değişikliğini beceremediklerini düşünüyorum. Amerikalılar ise Sayın Barak Obama ile Türkiye ile ilgili zihinsel vites değişikliğini yapabildi. Türkiye'nin artık bir 3. dünya ülkesi veya Soğuk Savaş döneminden kalma bir uydu devlet olmadığını anladılar. Türkiye'ye ona göre muamele ediyorlar. Sayın Obama seçildikten sonra ilk 6 ayda Türkiye'ye geldi ve Türkiye'de 48 saat kaldı. Avrupalıların ise bunu becerebildiklerini zannetmiyorum. İsrail'in de bu sıkıntısı var. Kafalarında halen 1975-80 Türkiye'si var. Bu onların bizimle doğru dürüst dış siyaset geliştirmelerine de engel oluyor. Mevcut tespitime bir örnek vereyim. Karadeniz'in güvenliği konusunda Alman dışişleri bakanlığında düzenlenen uluslararası bir konferans oldu. Avrupalıların kafasında 1980 Türkiye'si olduğunu orada da gördüm. Program sonrası bir Amerikalı yanıma gelerek bana 'Karadeniz konusunda ilk konuşturulması gereken ülke Türkiye'dir' dedi. Bakınız yabancıların bile dikkatini çekiyor. Avrupalıların kafalarındaki önyargıların, Türkiye'yi zihinlerinde oturttukları yerin gerçeklerle bağdaşır bir tarafı kalmadı artık. Herald Tribune gazetesine yazdığım bir makalede İsraillileri örnek vermiştim, ama Avrupalılara da bir atıf vardı orada. O da şuydu: Zihinlerindeki vites değişikliğini yapamadıkları sürece Türkiye'yle iyi ilişkiler beceremiyorlar. Türkiye zaten bunu kabul etmiyor artık.

İsrail'in eski Almanya Büyükelçisi Avi Primor Avrupalıların Türkiye'yi ordu üzerinden okuduklarını savunmuştu. Gerçekten Almanya gibi ülkeler Türkiye'yi asker üzerinden mi okuyorlar?

Ben buna katılmıyorum. Bu daha çok Amerikalıların yaptığı bir işti. Avrupalılar Türkiye içindeki çeşitliği biraz daha iyi görüyorlar. Fakat Avrupa içindeki İslamofobik yaklaşım ne yazık ki milyonlarca Türkün desteklediği, onların görüşlerini temsil eden bir hükümete bazı çevrelerin daha mesafeli yaklaşmasına sebep oluyor. Ayrıca hükümetimize geçici olarak bakma gibi tutumlar oluşuyor. Ama Türkiye'yi iyi okuyan doğru görenler, mesela Alman dışişleri iyi okuyor, saydam bir değişim talebinin bunun tabanda çok oturmuş bir talep olduğunu görüyorlar. Hatta ben bazen anlatıyorum, Türkiye'nin AB'ye eskisi kadar ihtiyaç duymadığını. Tamam biz AB'ye çok müteşekkiriz, çünkü Türkiye'deki değişim talebinin ateşlenmesinde AB'nin çok önemli bir katkısı oldu. Ama Türkiye'deki değişiklikler kendi iç dinamiklerini oluşturdu. Değişim talebi artık doğal şeylerden geliyor. Artık dış belli zamanlarda tamamlanması gereken dış şartlardan değil, Türkiye'deki saydamlaşma, medya çeşitliliği, toplumsal tartışmanın artması, şehirleşmenin ve orta sınıfın gelişmesi , vs. hatta muhafazakar yaşam tarzındaki unsurlarda dahi önemli bir değişim talebinin gelmesi gibi realiteler var. Devletin sorgulanması, sivil-asker ilişkilerinin sorgulanması, vs. şeffaflaşmayı, hesap verilirliğin artması, doğru bir yolda olduğumuz gösteriyor. İyimser olmak lazım.

AVRUPALILAR ŞUNU BİLMELİDİR: TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL

ImageTürkiye'deki iç değişim talepleri Avrupalılar tarafından doğru tahlil ediliyor mu?

Önemli olan AB açısından aslında şu. 2000'li yıllarda şu algılanıyordu. Türkiye'de değişim sadece dışsal faktörlerle mümkündür. Halbuki artık dışsal faktörlere eskisinden çok daha az ihtiyaç var. AK Parti iktidarının yaptığı en önemli şey içteki meşru talepleri dile getirme özgürlüğünü oluşturmasıdır. Kürtler, Aleviler tarafından olsun, hangi alanda olursa olsun, meşru talepleri dile getirme özgürlükleri iç tartışmalar yaratıyor. Ünlü Alman düşünür Habermas'ın belirttiği gibi konuşan demokrasi bu. Modern toplumlarda konuşarak belki orta yolu bulmuyorsunuz, ama konuşuluyor tartışılıyor olması toplumsal hafızada bir artı oluşturuyor. Biz bunu artık Avrupa üzerinden değil Türkiye üzerinden yapıyoruz. Sayın başbakanımızın Ankara kriterleri dediği budur. Belki bu konuda yine de kendimizi biraz daha disipline etmemiz lazım. Fakat Avrupalıların sadece AB etkisiyle Türkiye'de reform olur algılaması yanlış. Türkiye ile ilgili zihinsel vites değişikliği yapılması gerektiği de belki bu. Artık Türkiye eski Türkiye değil farklı bir Türkiye. Dolayısıyla Türk-Alman ilişkileri bizim açımızdan ikili seviyeden ayrı olarak Türk-AB ilişkilerinin de çok önemli bir parçası.

Almanya'nın AB ile ilgili Türkiye tutumunu nasıl değiştireceksiniz?

Bize göre Almanya Türkiye'nin AB sürecini 2002/2003'de olduğu gibi destekler bir duruma getirilirse eğer, Fransa nötr bir duruma çekilebilir. Bizim Fransa'nın Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgili sevinç içinde hoplayıp zıplamasına ihtiyacımız yok. Bizim ihtiyacımız Almanya'yı Türkiye'nin yanına çekip Fransa'yı nötr duruma çekmek. Stratejimiz bu. Bu yüzden Westerwelle gibi Alman siyasetinde daha fazla yer bulan bir siyasi hareketin başkanı ve aynı zamanda dışişleri bakanı olan önemli şahıslara Türkiye ile ilgili önemli mesajlarımız oldu ve olacak. Biraz önce bahsettiğim konuları daha iyi anlamaları için görüşmelerimizde belli aktarımlarımız da oldu. Avrupalıların Türkiye'yi tanımaları gerekiyor. Örneğin birçok Avrupalı gibi dış politikada görevli Werner Hoyer ancak 2008 eylülünde ilk defa Türkiye'ye geldi. Bizimle birlikte olduğu bir toplantıda FDP gibi partiden dış politika yapan bir politikacının 2008 eylülüne kadar Türkiye'ye gelmemesinin anlaşılır bir tarafının olmadığını kendisine söylemiştim. 3-4 gün İstanbul'da kaldıktan sonra tamamıyla kafası allak bullak olup geri dönüp 'ben daha önce buraya niye gelmemişim' dediğini biliyorum. Daha halen 2010 yılında gerçek Türkiye'yi tanımayanlar var. Türkiye'yi, Türkiye'deki demokrasi talebi, saydamlaşma, çok sesli sivil toplum yapısını Alman muhataplarımıza iyi anlatmamız lazım. Sonuçta Almanya bizim müttefikimiz ve AB'nin de en önemli motorlarından biri. Bunu bir süreç olarak görüyoruz, Hıristiyan Birlik Partilerinin Türkiye'yle ilgili pozisyonunu sorguluyor, inatla üzerlerine gidiyoruz. Hedefimiz Almanya ile ilişkilerimizi geliştirmek.

Karadeniz'i bu kadar önemli kılan nedir?

Bu konu İran'la da bağlantılıdır. Eğer Karadeniz'i uçak gemilerine açarsanız, Karadeniz'in doğusundan İran'ı vurabilirsiniz. Böyle hesaplar var. Dolayısıyla Türkiye komşuluk alanında son 7 yıldır izlediği siyasette istikrar prensibi altında çalışmaktadır. Komşularla izlenen sıkı siyaset İran için de geçerli. İran bizim komşumuz. İran nükleer olsa da olmasa da, başında Ahmedinejat olsa da olmasa da bizim komşumuz olmaya devam edecek. Aynı jeopolitik alanı biz muhafaza edeceğiz. Bizim genel siyasetimiz, Irak'ta görüldü, Amerikan işgaline izin verseydi, bugün Ortadoğu'daki nüfus ve gücümüzün onda birini bile elde edemezdik. Dolayısıyla İran içinde aynı şey geçerli. Karadeniz bizim komşuluk alanımız. Bulgaristan, Romanya, Moldova, Ukrayna, Rusya ve içine Kafkasları da katarsanız burada çok önemli bir komşuluk alanı var. Biz şimdi olduğu gibi bu alanın istikrarını belirliyor ve Türkiye'yi başat olduğu bir konumda tutmak istiyoruz.

Geçen haftalarda Alman dışişleri bakanlığında düzenlenen Karadeniz'in jeopolitik konumuyla ilgili uluslararası bir konferansa katıldınız. Tüm Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden üst düzey katılımlar oldu. Türkiye'nin bu konudaki politikaları Avrupa tarafından yeterince dikkate alınıyor mu?

Karadeniz bölgesi Avrupa için ne anlama geliyor, hangi modellerle Avrupa'ya entegrasyonu sağlanabilir gibi konular tartışıldı. Benim tartışmalı komşuluk alanları olarak tanımladığım bir kavram var bu mevzuda. Çünkü Karadeniz'de ciddi çıkar tartışmaları var. AB, Türkiye, Rusya, ABD arasında büyük bir mücadele var. Dünya kamuoyunda gündeme gelmese de bu böyle. Türkiye olarak satıh yani deniz güvenliğine dolayısıyla Montrö Anlaşmasına çok önem veriyoruz. Avrupa'da ise özellikle Bulgaristan ve Romanya'nın AB üyeliği ile birlikte Karadeniz'de daha fazla söz sahibi olmak isteyen bir yaklaşım var. Almanya özellikle bu konuda proaktif. ABD ise 2003-2005 yıllarında Karadeniz'e girmek için çok uğraştı. Giremeyeceklerini anlayınca şimdi Avrupa üzerinden girmeyi düşünüyorlar. Fakat Türkiye-Rusya arasında önemli bir mutabakat var. Biz kıyıdaş ülkeler dışında bir müdahale istemiyoruz.

Türkiye-Rusya, AB-ABD bloğu mu var yani?

Gibi. Öyle bir şey var. Türkiye ilginç bir konumda aynı zamanda NATO üyesi, AB ve ABD'nin bir müttefikte de aynı zamanda. Karadeniz konusunda Türkiye mücadeleyi 2005/2006'da kazandı, tartışmalar bizim için bitti, Türkiye karşı tarafa tezlerini iyi anlattı. Karadeniz'in güvenliğiyle ilgili bir endişe de olmuyor zaten. Amerikalıların en büyük sıkıntısı 11 Eylül'den (2001) sonra terör, insan kaçakçılığı, nükleer malzemelerin Karadeniz üzerinden farklı yerlere ulaştırılması idi, ancak Türkiye Karadeniz uyum harekatları ve buna benzer açılımlarla Karadeniz'deki güvenliği kıyıdaş ülkelerle birlikte sağlıyor. Bu konuda Romenler çok aktifler. Amerika Almanları da yanına alarak bu konuda belli şeyler yapmak istiyor.

Türkiye Karadeniz'de neden bir müdahale istemiyor?

ABD Karadeniz'in güvenliğini NATO gemileriyle sağlanmasını istiyor. Türkiye olarak biz kıyıdaş ülkelerle bunu yapmak istiyoruz. Montrö Anlaşması biliyorsunuz yabancı ülkelerin 21 günden fazla Karadeniz'de kalmasına müsaade etmiyor. Karadeniz konusu Kafkasya'daki jeopolitik çatışmalarla da doğrudan ilgili. 2008 Ağustosunda NATO Karadeniz'de olsaydı belki Rusya Kafkasya'ya kolay müdahale edemezdi, dolayısıyla bir çatışma olabilirdi. Biz Türkiye olarak bir çatışma istemiyoruz. Türkiye diyalog endeksli politikalar yapma taraftarıdır, bunu bu şekilde yapmaya da devam etmektedir. Türkiye bu konuda iyi bir politika izliyor. Türkiye'nin görüşlerini bahsettiğiniz konferansta aktardım. Bazılarının hoşuna gitmedi, ancak gitse de gitmese de biz çizgimizi kendilerine aktardık.

Almanya'nın Karadeniz'deki izlediği yol nedir?

Almanya, daha fazla Romanya'yı destekler konuşmalar yaptı. Ancak hepsi de biliyor Karadeniz'de değiştiremeyecekleri bir vaka var, o da Karadeniz'in en önemli ülkesi Türkiye'dir. Karadeniz'in geleceğini belirleyecek olan şey Türkiye'nin oryantasyonudur. Türkiye AB'ye tam üye olursa ve AB dış politikasında Türkiye'yle birlikte hareket edebilir konuma gelirse o zaman Karadeniz'de AB'nin görüşlerinin yansıyabileceği ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Ama, Türkiye ile ilgili belirsizlik devam ettiği sürece Türkiye'den AB'nin çıkarlarını baz alan bir siyaset beklemek gerçekçi değildir. Türkiye Karadeniz'de en büyük kıyısı olan ve en güçlü donanmaya sahip ülkedir ve Rusya ile bu konuda işbirliği içindedir. Değil AB, dünya bir araya gelse bu statükoyu değiştirmelerine imkan yok. Bunu biliyorlar da zaten.

 
< Prev   Next >